


Ömer sevinçten çıldırmıştı sütlaç yiyecek diye. O anda dünyada en çok istediği şey sütlaçtı. Çığlıklar atarak mutfağa koştu, sonra ağlayarak yanımdan geçti ve barakaya girdi. Kendi kendine ağlıyordu, kimseye gösteriş yaptığı ya da isterik bir şekilde “benim istediğim şey istediğim anda olacak” diye tutturduğu falan yoktu. Yanına gidip ne oldu diye sordum, “Sütlaç yiyemeyecekmişim” dedi salya sümük. Sonra anneannesi dumanı tüten sütlaç tenceresiyle çıktı, kaynar sütlacı bir çorba kasesine doldurdu. Ömer sütlacı öylece sıcak sıcak yedi. Sonra kendi dünyasına döndü. Ömer’in sütlacı yeterince istemediğini, sütlaç isteğinin geçici ve temelsiz bir istek olduğunu ya da gözyaşlarının gerçek olmadığını söyleyebilir miyim? İstediği şeye kavuşma biçimi pek de hayal ettiği gibi olmadıysa da yerken halinden memnundu. Daha sonrasında dönüp minnetle anneannesine sarılmaması ya da haylazlık yapmaya ahıra doğru koşarken artık sütlacı tamamen aklından çıkarmış olması, sütlaç deneyimini benim için daha az gerçek kılmalı mı? Ömer’i kadir bilmezlikle suçlayabilir miyim?
İlk fotoğraf olmasa, sonuçta gördüğümüz aslında sadece son fotoğraf; “Anneannesinin yaptığı sütlacı yiyen Ömer”. Başı sonu olmayan bir hikaye.

“Ömer sütlaç deneyiminden sonra hayatına devam ediyor”
Page 1 of 20